Miraj ve Tonto - 1

Uçan Şehrin Günlükleri: Miraj ve Tonto 1

“Akıl dağıtan, duygu değiştiren çipler! Bilumum robot parçaları burada! Benden al bu parçaları, bir daha hiç ardına bakma!” diye bağırıyor ve içinden geçtikleri geniş, uzun koridorda ilerliyordu Miraj. Tonto el hareketleriyle ona destek oluyor ve müşteri çekmeye çalışıyordu. Bir yandan da her adımında beline bağlanan el arabasını sürüklüyordu ardından.

“Tonto, bugün bir şeyler satmamız gerek, yoksa aç kalacağız. Sana bu şehre gelmeyelim demiştim. Oh! Ama bir kere olsun yaşlı Miraj’ı dinlemezsin ki! Üstelik şimdi bu lanet yerden gidemiyoruz. Kalacak yerimiz bile yok. Aptal robot! Aptal!”

“ZzZzZzttt!” diye ince bir elektrik sesiyle Miraj’ı cevapladı Tonto. Sinirlenmişti, elini onun koluna uzattı ve ona bir elektrik şoku vermeyi ihmal etmedi. Miraj bir anlığına olduğu yerde fırladı. Karnını biraz olsun doyurmak için aldığı ve avucunda taşıyarak yediği yemişlerin bir kısmını yere düşürdü.

“Güzel! Şimdi de yemeğimizi yok ediyorsun. Gel, dükkan bul-“ bir adamın onları durdurduğu sırada cümlesi yarıda kesildi. Önündeki iyi giyimli adama baktı, bu adam buraların yerlisi olmalıydı ve oldukça da zengin görünümlü, bakımlı biriydi. Miraj adamın önünde hafifçe eğilerek bir eliyle ona çektikleri el arabasını gösterdi. “Güzel ve kaliteli mallarımız var efendi müşteri.”

Adam el arabasına doğru ilerledi, arabadaki mal yığınının arasından robot bir kol çıkardı ve onu Miraj’a gösterdi. “Bu ne kadar?”

“Beş yüz dinar.”

“Aldım gitti öyleyse.” Dedi adam, parayı cebinden çıkarak. Beş tane yüzlük kâğıt para uzattı. Miraj parayı yavaşça aldı.

“Başka bir isteğiniz var mı sayın müşteri?” Adam teşekkür ederek uzaklaştı. Miraj’ın ağzı neredeyse kulaklarına varmıştı, o robot kolu iki yüz dinara fakir bir adamdan almışlardı. Adamın malları haciz edilmişti. “Güzel… Güzel Tonto!” diyerek ona sarıldı sıkıca. “Hadi gel, bir dükkan bulalım.”

Uzun koridorda ilerlerken Miraj kafasıyla bir dükkânı işaret etti. Bu dükkân hem geniş hem de şehrin girişine oldukça yakındı. Tonto bir bakalım dercesine vızıldadı. Dükkâna doğru ilerlediler. Dükkân sahibi hemen yan taraftaki kafede kappa oynuyordu. Bu uzayda sıkça oynanan bir kart oyunuydu. Kartlar bu şehir gibi düşük yer çekimi olan yerlerde kullanışlı olmaları için özellikle kalın ve normalden ağır yapılmıştı.

“Efendi, Efendi!” diye bağırdı Miraj, keza adam onların geldiğini gördüğü halde kılını bile kıpırdatmamıştı.

“Buyurun?” dedi oturduğu yerden, garip bir ifadeyle yüzlerine bakarak.

“Biz bu dükkanı kiralamak istiyoruz. Kirası ne kadar?”

Birdenbire kahkahalar havada uçmaya başlamıştı, hatta masada oturan şişman adam öyle çok gülmüştü ki, masa ve üzerinde duran kağıtlar adamın göbeği yüzünden devrilmişti.

“Bak sana ne diyeceğim…” dedi adam yerinden kalkarak. “Sana bu dükkanı bir haftalığına dört yüz dinara kiralarım, burada bir hafta dayanabilirsen aylığı bin dinara kiralarım.” Adam dükkanın anahtar kartını Miraj’ın göğsüne sertçe yapıştırdı ve ciddi bir şekilde bakarak avcunu açtı.

Miraj parayı çıkardı ve adamın avcuna koydu, kala kala iki yüz dinarları kalmıştı. Biraz da yemişleri. Arabadaki malların çoğu çöp elektronik ve oradan buradan ayrılmış çiplerdi. Büyük kısmı hiçbir işe yaramazdı. Miraj anahtar kartı kapının hemen sağında duran kart okuyucuya okuttu ve dükkânın kapısı yukarı doğru -bir garaj kapısı gibi- açıldı. İçerisi tam bir harabeydi ama dükkân oldukça büyüktü ve üst katlar da onlarındı. Miraj biraz geri çekilerek parmaklarıyla saydı ve toplam beş kat olduğunu hesapladı.

“İyi… İyi. Buraya banka yapacağız!” dedi elini havaya kaldırarak. Dükkân sahibi çoktan oyununa geri dönmüş, masaya vurulan kartların sesi boş sokakta çınlamaya başlamıştı bile.

“Zzzzzzt!” dedi Tonto.

“Hemen kızma, üst katına da otel yaparız. Bir restoran ve bar.”

Tonto kızgın bir cızırtı çıkardı ve elini uzatarak Miraj’a sert bir elektrik şoku verdi. Arabayı çekerek, içeri, en uca taşıdı. Yukarı çıktı ve kendisini şarja takarak, gece göğündeki ateş böcekleri gibi ışıklar saçan gözlerini kapadı.

“Anca kız zaten! Hiç destek olma!” diye söylendi Miraj onun arkasından. Miraj el arabasından para edebilecek tüm metalleri topladı. Onları aşağıdaki bir hurdacıya satarak üç yüz dinar daha kazandı. Daha sonra yüz dinar harcayarak, banka, bar, restoran ve otel tabelası aldı. Bu tabelalar oldukça ilgi çekici ve yanar dönerdi. Bunların yanı sıra binanın üçüncü katına beş tane oda yapmaya yetecek kadar kontrplak aldı. Zemin kat ve bar için gerekli masaları, yatakları ve sehpaları da aldıktan sonra bara -bar ve restoran aynı katta olacaktı- koyacağı içecek ve ocakları da sipariş etti. Dükkânın içini boyamaları ve tüm inşaat işlerini yapmaları için bir düzine de adam tuttuktan sonra iki yüz dinar daha harcamıştı.

Her şey bittiğinde yukarıda hazırlanmış olan odalardan birine girip soğuk yatağa kendisini bıraktı. İki yüz dinarımız daha var. Bununla daha bir sürü şey yapabiliriz, kredi vermekte dahil… diye düşündü o gece yatağında uzanarak. Her şeyin iyi olacağına güveni tamdı.

Birkaç saat sonra aşağıdan gelen zil sesine uyandı. Birisi uzun masaya yaklaşmış ve resepsiyonisti çağırmak için zile vuruyordu. Kilolu karnını zor taşıyarak, mavi geceliği ve ponponlu şapkasıyla aşağıya hızla indi. Kadının önünde, masanın arkasında durdu ve “Merhabalar sayın müşteri…” diyerek onu selamladı.

“Birkaç gün kalmak istiyorum…” dedi kadın ciddi bir ses tonuyla.

Miraj uykusuzluğun ve yeni uyanmanın da etkisiyle onun deri kıyafetleri ve kovboy şapkasını süzerken dalıp gitmişti. Kadın zile bir kez daha vurduğunda, içinde bulunduğu rüyadan çıkıp gerçekliğe bir kara delik tarafından çekilmiş gibi hissetti. “On beş dinar efendim…” dedi biraz kekeleyerek panikle. “Yemek ve duşta isterseniz yirmi!” diye ekledi ardından aceleyle. Yirmi beş demek istemişti aslında, fakat bunun çok pahalı olacağını düşünmüştü.

“İşte burada… İki günlük ücret.” Diyerek kırk dinar uzattı kadın. “Sonrasına bakarız…”  Diye de ekledi.

Miraj parayı alarak kadını odasına götürdü. Sonra aşağıya inerek kendine koyu bir kahve koydu. Saat henüz sabahın beşiydi ve bu kadın onun uykusunu kaçırmıştı. Ona hayır da diyemezdi çünkü paraya ihtiyaçları vardı. Yine de bu kadında bir şeylerin yanlış olduğu belliydi. Çok geçmeden Tonto da aşağı geldi. Barda şarj olurken bir müşterilerinin olduğunu fark etmişti. Miraj’ı böylesine dertli görünce yumuşak bir elektrik sesi çıkardı ve onun sırtını hafifçe sıvazladı. Daha sonra yukarı çıkarak müşteri için kahvaltı hazırlamaya koyuldu. Kahvaltı sekizde olmasına rağmen gelebilecek potansiyel müşteriler için de kahvaltı hazırlayıp dolaba koymayı ihmal etmeyecekti.

Çok geçmeden bir tüccar endişeli adımlarla içeri girdi. İpek elbiseler giyinmişti. Kırmızılara bürünmüş, matadorun tuttuğu bir pelerin gibiydi. “Buyurun…” dedi Miraj.

“Beyefendi bana acil olarak elli dinar lazım.” Dedi adam Miraj’ın masasının önüne acele ile oturarak. Nefes nefese kalmıştı. Miraj ona poşet çay ve su ikram etti.

“Ne zaman ödemeyi düşünüyorsunuz?”

“Bir hafta içinde ödeyeceğim, acilen dükkanıma mal almam gerekiyor. Çok iyi bir fırsat yakaladım ve almak istediğim malları çok ucuza buldum, fakat ay sonu olduğu için cebimden tek bir metelik bile çıkmadı…”

“Pekala, iki hafta içinde öderseniz elli beş dinar alırız. Bir ay içinde öderseniz altmış beş, üç ay içinde öderseniz de doksan dinar. Fakat bu süre zarfında ödemezseniz dükkanınıza haciz getiririz. İşte kağıtlar. Okuyun ve imzalayın lütfen.” Dedi Miraj ciddi bir ses tonuyla.

Adam adresini yazarak kağıtları imzaladı, Miraj eski asansörle bodrumda bulunan kasaya -gerçi henüz bir kasa sayılmazdı çünkü bildiğiniz, boş, herhangi bir bodrum gibiydi- indi ve oradan elli dinar alarak adama verdi. Adam teşekkür ve minnetle dükkândan çıkarak uzaklaştı. Miraj önünde duran bilgisayara adamın adını, aldığı borcu kaydetti. İş yapmak keyifli hissettirmişti. Gülümsedi.

Gün geçerken bir adam gelerek bankaya aylık yüzde beş faizle iki bin dinar yatırmıştı ve otelleri ağzına kadar dolmuştu. Miraj iki yüz dinar ödeyerek bodrum kata güzel ve büyük bir kasa yaptırdı. İki bin kırk beş dinar paraları vardı. Eğer otel de böyle dolu olmaya devam ederse kazançları her gün artmaya devam edecekti. Gün sonuna doğru yaklaşırken toptancılar yanaşarak eksik yiyecek ve içecekleri tedarik ettiler ve Miraj onlara yirmi dinar ödedi.

O akşam Miraj dükkân sahibinin evini ziyaret ederek, dükkanın bir aylık kirası olan bin dinarı adama ödedi. Sonra geri gelerek yatağına uzandı ve alt katta müşterilerle ilgilenmesi için Tonto’yu bıraktı. İki bin dinarı yatıran adam bir ay sonra tekrar gelecekti ve iki bin yüz dinar isteyecekti. Mutlaka ellerindeki parayı çoğaltmaları gerekiyordu. Borç vererek ve iş yaparak… Gerçi en kötü şartta sadece otel bile bu parayı çıkartmaya yetiyordu da artıyordu bile, yine de bu parayı borç olarak vermedikten sonra bankaya para yatıran insanlara faiz vermenin bir anlamı da yoktu hakeza.

 

Facebook'ta Paylaş Başka Bölüm Yok