Vahşi Gezegen Yars - Bölüm 1

Galaktik Gazetenin bugünkü sabah ekinden herkese merhaba! Bu saçma sapan para tuzağı sabah ekini aldığınız için teşekkür ederim. İlk uzay aracımız sahibini buldu. Sabah ekimizi şu an itibariyle yirmi beş kişi satın almakta. Alan herkese ekip olarak teşekkür ederiz. Sizlere bugün bir grup bilim adamı ile araştırma yaparken mahsur kaldığım ve birçok yeni deneyim kazandığım gezegenden bahsedeceğim.

Bundan tam iki yıl önce, bir perşembe günü beni bir grup bilim adamının yaptıkları araştırmalarla ilgili deneyimlerimi kaydetmem için daha önce adını bile duymadığım o gezegenin yörüngesine yollamışlardı. Bu size kolay gibi görünebilir, fakat huysuz bilim adamlarına katlanmanız ve çoğu zaman tehlikeli uzay yürüyüşleri yapmanız gerekiyor. Bunlar yetmezmiş gibi bir de düşüncelerinizi kaydetmeniz gerekiyor. Sıkıcı! Ben ise hep yalnız hissettiğim için bu iş içinden çıkılmaz bir hal almaya başlamıştı.

Neyse ki çok geçmeden, bir güneş patlaması gerçekleşerek mekiğimizin kontrollerini bozdu ve biz de yakında duran, üzerinde gözlem yaptığımız gezegene doğru düşmeye başlamıştık. Güneş patlamasının yaydığı radyasyonu yüzümde hissettiğimde içimde oluşan o güzel hissi elbette reddedemem ama bir yandan da gezegene doğru çakıldığımız gerçeği vardı. Bu saatten sonra gerçekten ne kadar değersiz bir hayat yaşadığımı düşünmek bir kenara dursun, hiçbir kadını öpemeden öleceğim için ağlamaya başlamıştım. Merak etmeyin, ben de bilim grubundan birilerini öpmek istedim ama hepsi erkekti ve Freddie Mercury tarzı bıyıkları vardı.

Tüm bu düşünceler zihnimin içinde çocuklar gibi ip atlarken gezegenin atmosferine çarptık ve bir anda oluşan G gücü yüzünden bayıldım. Uyandığımda kendimi bir ağacın üzerinde asılı halde buldum. Bir süre halsiz sesimle "Kimse var mı?" diye seslendim, fakat sesimi duyan ya da karşılık veren kimse olmadı. Daha sonra asılı olduğum dalın üzerinde fazla kıpırdamadan yaralı mıyım diye kontrol ettim. Şükürler olsun ki tüm organlarım yerindeydi, bu orman gezegeninde insanlığın devamını getirebilecek kadar sağlamdım. Sonra ağaçtan yavaşça indim, benim atalarım tembel hayvanlardı. Bu yüzden ağaçlar konusunda oldukça iyiyim. Arka cebimde asılı duran ve çoğu insanın aptalca, gereksiz gördüğü GPS cihazımı çıkararak baktım. Fakat etrafta kimsenin sinyali gözükmüyordu, yalnızca mekiğin kara kutusundan gelen sinyali alabiliyordum. Çokta uzakta değildi, ben de bir an önce yola koyuldum.

Uzun bir süre yürüdükten sonra mekiğe varmıştım, fakat etrafta kimse gözükmüyordu. Mekik birkaç ağacı devirerek yarısına kadar toprağa saplanmış ve sonra ortadan ikiye bölünmüştü.  Hemen koşarak pencereleri patlayan mekikten içeri doğru bakmaya başladım, sonra yarılan kısımdan içeri girerek pilot bölümüne doğru ilerledim. İçerisi karanlık ve dağınıktı. Arasıra elektriklenmeler oluyor ve kıvılcımlar parlıyordu. Oldukça sıcaktı. Daha sonra yağmur başladı ve ben pilot bölümüne doğru ilerlerken yağmur taneleri mekiğin çatısına pıtır pıtır vurmaya başladı. Pilot bölümüne vardığımda orada oturan iki kişinin öldüğünü nabızlarını kontrol ederek onayladım. Cesetlerini dışarı çıkarıp bir ağacın altında yağmur kokusunun eşliğinde yaktım. Mekiğin arka tarafını da araştırdım ve işime yarayacak her şeyi dışarı çıkardım. Son bir kez kontrol etmek için mekiğe girerken güçlü bir patlama beni mekikten uzağa fırlattı ve sanırım birkaç saat öylece bayılmışım.

Uyandığımda kendimi küçük, yeşil ve uzun kulaklı bir adamın evinde buldum. Bana içmem için getirdiği sıcak içeçeği alıp yudumlamaya başladım. Önüme biraz da yemek koydu. Ben içeceğimi yudumlarken bana; "Buradan çıkmanın tek bir yolu var. Bilmek ister misin?" diye sordu. Ben ise "Neymiş o yol!" diye haykırdım.

Karşımda bağdaş kurmuş oturan züppe cüce bana doğru bakarak kaşlarını çattı; 
"Dünyanız ve bildiğin her şey büyük bir tehlike altında. Geliyorlar, onlar geliyor." dedi.
"Kim geliyor? Kim? Bizi kimse yıkamaz." diye karşılık verdim haykırarak.
"Sizi yıkacak şeyin, ta kendisisiniz!" diye yanıtladı beni. "Evrende bir şeyler değişmeye başladı, beyazın içinde siyah bir nokta, giderek büyüyor. Programınız bozuldu."
"Dediklerinden hiçbir şey anlamıyorum ihtiyar." dedim ve oradan bir hışımla çıktım. Evi küçük olduğu için eğilerek ilerliyordum. Çıkarken bana bir mekik parçası fırlattı ve onu havada yakaladım.
"Al! Bununla mekiğini çalıştırabilirsin. Ama bil ki, savaş yaklaşıyor." diye karşılık verdi gözlerimin içine dolu dolu bakarak.

Mekiğe gittiğimde onun tamamen onarılmış olduğunu gördüm, içeri girerek parçayı güç ünitesine yerleştirdim. Mekik birden bire çalışmaya başladı. İçimden alçak sesle "Bu lanet olası şeyi nasıl kullanacağımı hiç bilmiyorum." diye söylendim.


Arkamdan bir ses "Ben kullanabilirim!" dedi. 
Endişe ile dönüp baktım; "Yine mi sen ihtiyar?! Beni yalnız bırak artık..."
"Ben kullanabilirim diyorum sana! Ama önce gitmemiz gereken bir yer var." Küçük bastonu ile bana vurarak beni yan koltuğa itti ve mekiğin dümenine geçti. 
"Nereye gitmek istiyorsun?" 
"Gittiğimiz zaman göreceksin." dedi, sakin bir sesle.
"Peki ya arkadaşlarım?" 
"Onlar çoktan öldüler..." dedi ve mekiği kaldırdı.

Günler sonra Kinguina adlı gezegene iniş yaptık. Bana asla konuşmamamı ve arkasında durmamı söyledi. Açıkçası neden burada olduğumuzu çok merak ediyor ve hayatım için oldukça endişeleniyordum. Gezegen buzlarla kaplı ve oldukça soğuktu. Buradaki Kinguinler tek vuruşta insanı lime lime edebilirlerdi. Sonra sıkıca giyinip mekikten indik, ihtiyar elleriyle garip işaretler yaptı ve Kinguinleri yanına çağırdı. Kinguinlerle bir süre fısıldaştıktan sonra bana gelmemi işaret etti ve iglolardan birinin içine girdik. Sonra gizli bir kapaktan geçerek muhteşem büyüklükteki bir yer altı tesisine ulaştık. Buraya daha önce bir insanın gelmesi imkansızdı, peki bu tesisi kim inşa etmişti. Elbette Kinguinler akıllıydı ama onların asla bu kadar teknolojileri olamazdı.

İnce bir tünelden yerin altına doğru iki saat kadar ilerledikten sonra geniş bir odaya geldik. Burada çok ilkel bir bilgisayar vardı. Her parçası bir dolap kadardı ve içinde durduğumuz oda en az yirmi kattan oluşuyordu, kilometrelerce uzunluğundaydı. İhtiyar bastonuyla bana sağımda duran monitörü işaret etti.

"Bak işte. Evrenin düzeni giderek bozulmaya başladı. Bilgisayar artık eskisi gibi çalışmıyor. Bir şeyler değişiyor. O, öldü."
"O kim?" diye sordum.
"O gördüğün makine tüm bu evrenin tek parça durmasını sağlayan yegane güçtür." derin bir nefes aldı ve ekledi, "Artık tüm evren paramparça olmaya başladı. Gerçek anlamda olmasa bile, iyilik giderek zayıflıyor."
"Nasıl yani?" dedim şaşkınlıkla.
"Bundan böyle tüm kuralları evrendeki canlılar koyuyor olacak. Bunu sadece kendilerini gözeterek yapacaklar. Şimdi gitmelisin, ben burada kalacağım. Elimizden daha fazlası gelmez." dedi ve arkasını döndü. "Ha! unutmadan. Bilgisayarına bir koordinat yükledim, oraya gitmeyi sakın ihmal etme. Gidince anlayacaksın..." diye ekledi son bir kez bana bakarak.
"Pekala ihtiyar." diyerek oradan ayrıldım ve haber merkezine geri döndüm. Masamda, üzerinde gemideki koordinatların yazılı olduğu bir röpartaj isteği buldum. Burası UROTEK (Evrensel Robot Teknolojileri).  İyi de tüm bunların robotlarla ne alakası olabilirdi ki? Bu oldukça mantıksızdı. 

Galaktik Gazete sabah eki!
Dante Superpower